16 Mayıs 2012 Çarşamba

DOĞALGAZ HAKKINDAKİ HERSEY



DOĞALGAZ NEDİR?                    
                   
 Doğalgaz yanıcı,kokusuz,renksiz ve havadan hafif bir gazdır.Metan,etan,propan azot ve az miktarda karbondioksit gazlarının birleşiminden meydana gelen bir enerji türüdür.Doğalgaz doğada bağımsız yataklarda,petrol yataklarının üstünde yada civarında bulunur.Doğalgaz hidrokarbonların karışımından meydana gelen bir gazdır.Çoğunlukla metan ihtiva eder.Çıktığı yere göre metan dışındaki diğer hidrokarbonlar da az miktarda bulunabilir.Yine çıktığı yere göre karbondioksit,azot ve kükürtlü hidrojen de içerebilir.Havadan hafif olan doğalgaz basınç altında sıvılaştırılabilir,depolanabilir.Enerji üretim sektöründe doğalgaz kullanımı ilk olarak ABD’de olmuştur.Modern üretim ve tüketim teknikleri ile yeryüzünde yakın kaynaklardan elde edilen doğalgaz borularla tüketim yerlerine taşınarak şehir aydınlatmasında kullanılmıştır.Fakat 1950’lere gelindiğinde doğalgazın toplam enerji sektöründeki payı o/o10’un altında olmuştur.

KULLANIM ALANLARI

 Doğalgaz,konutlarda ısıtma ve soğutma,sıcak su elde etme ve pişirmede kullanılırken,küçük sanayi atölye ve fırınlarda üretim amaçlı olarak kullanılır.Cam ve kiremit imalatında da yararlanılan doğalgaz,tekstil sektörü için de önemli bir enerji kaynağıdır.Ayrıca Türkiye’nin elektrik ihtiyacının küçümsenemeyecek bir kısmı doğalgazla çalışan santrallerden üretilmektedir.

DOĞALGAZIN ÜSTÜNLÜKLERİ:

§  Doğalgaz her an için kullanıma hazırdır.Stok yapma,önceden sipariş verme gerektirmez.
§  Doğalgaz birincil enerji olarak borular ile,taşıma kayıpları,nakliye temin yeri olmadan ve temel taşıma yollarını meşgul etmeden kullanıcıya gelir.
§  Doğalgaz uzun süreli bir enerji kaynağıdır.Büyük rezervlerden,on yıllar ötesine kadar uzanan sağlam anlaşmalarla emniyete alınmıştır
§  Doğalgaz depolama yeri gerektirmez,böylece binalarda boş alanlar elde edilir.
§  Doğalgaz kullanıldıktan sonra ödenir,önceden ödeme gerektirmez.Bir apartmanda her dairenin ayrı gaz sayacı edinmesi halinde ne kadar gaz sağlandığı kolaylıkla belirlenir.
§  Doğalgaz ekonomiktir.Zaman ve işgücü tasarrufu sağlanır.
§  Doğalgaz çevre dostudur.Kalıcı atıklar bırakmadan yanar.
§  Doğalgaz ile cihazlarda ısı geçişi kısa sürede olur.
§  Doğalgazlı cihazlarda sıcaklık kontrolü çok hassas olarak yapılır,konfor ve enerji tasarrufu sağlanır.Modern doğalgaz cihazları her türlü ihtiyaca karşılık verir,sizin isteklerinize göre yerleştirilebilir.


DOĞALGAZIN HAKKINDA



DOĞALGAZ
COMPRESSED NATURAL GASE
BİLEŞİMİ

%90 METAN %5 ETAN %5 DİĞER
ÜRETİM

YERALTINDAN DOĞAL OLARAK
TAŞINMA

BORULARLA
YETERLİ ISI KAYNAĞI 

KIVILCIM
YETERLİ OKSİJEN 

% 12
YANMA ŞEKLİ 

PATLAMA (C türü)
SÖNDÜRME MADD.

KKT,CO2, HALON ALTERN.
TOKSİDİTE 

ZEHİRSİZ
KOKU

KOKUSUZ [+ THF]
PATLAMA LİMİTLERİ    [%] 

5 – 15
YOĞUNLUK [GAZ] [Hava = 1]

0,58
GEREKEN HAVA            [V/V]

9,75
GAZ/SIVI ORANI            [V/V]

600
ALGILAMA

Kokulandırılmıştır
KAÇAK DURUMU 

İçilmez, kıvılcım çıkartılmaz
TAHLİYE

TAVANDAN SÜPÜRME
SÖNDÜRME

Oksijensiz bırakılarak söndürülür
SÖNDÜRME

Söndürmeyin
DİĞER TEDBİRLER

VANALARLA KONTROL
DİĞER TEDBİRLER

Aydınlatma yan taraftan
DİĞER TEDBİRLER

Temiz hava girişi olmalı


DÜNYADA DOĞALGAZ

 Başlangıçta daha çok yerel olarak kullanılan bu yakıt,özellikle1970’li yıllardan sonra petrol fiyatlardaki aşırı artış ile enerji sektöründeki yerini genişletmiştir.Uluslararası kullanımı sürekli artış göstermiş ve üretici ve tüketici  konumunda birçok ülkenin ortaya çıkmasına neden olmuştur.Bu değişim doğalgazın toplam enerji üretimindeki payını arttırmıştır.Bugün için dünyanın çeşitli bölgelerinde birçok doğalgaz üreticisi ülke bulunmaktadır...Bugün Batı Avrupa’nın kullandığı doğalgazın %70’i Avrupa’da üretilmektedir.Geri kalanın %90’ını dağılan SSCB ülkeleri ve %10’unu ise Cezayir karşılamaktadır.Başlangıçta sınırlı kullanımı olan doğalgaz,üretim artışı ve buna mukabil oluşan yoğun taleplerle evsel ısıtmanın haricindeki birçok değişik sektörde de tercih edilir hale gelmiştir.Doğalgaz 1989 yılında dünya toplam enerji tüketiminin %21’ini karşılar durumdaydı.Günümüzde ise dünya enerji tüketiminin %77’sini fosil yakıtlar karşılamaktadır ve bunun da yaklaşık 26’sı doğalgaza aittir.Bu oran doğalgaz kullanım ömrüne bakıldığında da petrolün tahminen 45 yıl sonra tükeneceği görülmektedir.En uzun ekonomik  ömre sahip fosil yakıt olarak görülen kömürün ise çevreye olumsuz etkisinin fazlalığı sebebiyle sadece belli alanlarda kullanımı zorunludur.Dolayısıyla mevcut durum itibariyle çevreye olumsuz etkisi minimum olan doğalgazın kullanımının artacağı açıkça görülmektedir.
 Çevre sağlığının bozulmasına ve hava kirliliğinin artmasına engel olmak amacıyla, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı yeterli düzeye gelene kadar enerji ihtiyacının doğalgazdan sağlanması en sağlıklı çözüm olarak görülmektedir.Ayrıca teknolojik gelişmelerle yeni rezervlerin keşfedileceği ve buna bağlı olarak düşeceği tahmin edildiğinden,doğalgazın yakın geleceğin en önemli yakıtı olacağı düşünülmektedir.





Dünya Doğalgaz Rezervleri

 Dünya doğalgaz rezervi 116 trilyon metreküp olarak tahmin edilmekte,en büyük rezerv ise %42 ile yani 45-50 trilyon metreküp ile Sovyetler Birliği’nde (%90Rusya Federasyonu %10 Türkmenistan)bulunmaktadır.Bu ülkeyi başta İran olmak üzere ABD,Suudi Arabistan, Katar, Cezayir, Venezuella, Kanada, Nijerya, Endonezya, Libya, Norveç ,Hollanda, Meksika ve İngiltere izlemektedir.Dünyada bilinen petro)rezervlerine eşdeğer doğalgaz rezervi vardır.

TÜRKİYE’DE DOĞALGAZ
                
Türkiye’de  doğalgazın varlığı ilk defa 1970 yılında Kumrular bölgesinde tespit edilmiş ve 1976 yılında da Pınarhisar Çimento Fabrikası’nda kullanılmaya başlamıştır.1975 yılında Çamurlu sahasında bulunan doğalgaz 1982 yılında Mardin Çimento Fabrikasına verilmiştir.Fakat bu kaynaklardaki rezerv ve üretim miktarı düşük olduğu için yaygınlaştırılamamıştır.
 Türkiye’nin gelişimine paralel olarak artan hızlı ve çarpık kentleşme,sanayileşme ,bunlara bağlı olarak oluşan çevre kirliliği,1970’lerde yaşanan petrol krizi tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye’yi de alternatif kaynak arayışlarına itmiştir.Bu sebeple 1984 yılında SSCB ile Doğalgaz Sevkiyatı konusunda anlaşma imzalanmış,akabinde 84/8806 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile satın alınan gazın sanayi ve şehir şebekelerinde kullanılması öngörülmüştür. Öncellikle hava kirliliği nedeni ile Ankara ve İstanbul illeri seçilmiş ve çalışmalara başlanmıştır.Türkiye’de doğalgazın yaygın olarak kullanımı 1Ekim 1986 tarihinde yapımına başlanan 850 km’lik SSCB-TÜRKİYE doğalgaz boru hattının Nisan 1988’de bitirilmesi ile başlamaktadır.14 Nisan1988’de Cezayir’le yıllık 2 milyar metreküp sıvılaştırılmış doğalgaz terminaline 286 milyon metreküp taşınarak ana iletim hattına transfer edilmiştir.
    Türkiye’ye gelen ve verilen doğalgazın en büyük bölümü elektrik üretiminde kullanılmaktadır.1966 yılında Türkiye’nin ithal ettiği doğalgazın %53’ü elektrik üretiminde kullanılırken,bu oran 1997’de %50 olarak gerçekleşmiştir.Ancak uzun vadede doğalgazdan elektrik üretiminin azalan değil,artan bir trend göstermesi öngörülmektedir.Doğalgazın elektrik üretiminde kullanım oranı 2000 yılında %53’e,2005 yılında %58’,2010 yılında ise %60’a yükselecektir.Şehir merkezindeki evsel ve ticari doğalgaz kullanımı ilk olarak Ankara’da 1988 yılı sonunda başlamıştır.1992 yılında İstanbul ve Bursa’da da kullanıma geçilmiştir.Şehiriçi doğalgaz dağıtımını,Ankara’da EGO,İstanbul’da İGDAŞ,Bursa ve Eskişehir’de BOTAŞ yürütmektedir.Doğalgaz’ın ithali ve Türkiye’deki genel dağıtımını da BOTAŞ yapmaktadır.BOTAŞ tarafından dağıtılan doğalgazın 1995,1996 ve 1997 yıllarına ait sektörel dağılımı aşağıda verilmiştir.
   

DOĞALGAZ KULLANMAK BANA NE GİBİ AVANTAJLAR SAĞLAYACAK?
Doğalgaz,kömür,linyit,fuel oille kıyaslanmayacak oranda pratik ve temiz bir yakıttır. Doğalgaz, kokusuz,kül ve artığı olmayan,aynı zamanda güvenli bir yakıttır.Yapacağımız çok basit:Düğmeye basın,doğalgaz rüyanızı gerçekleştirin.
Doğalgaz diğer yakıtlarla karşılaştırıldığında hem çok ucuz,hem de daha verimlidir.Doğalgaz bütçenizi sarsmadan dünyanıza sevimli bir sıcaklık armağan eder.



Bazı Örnekler
§  Yakıt kaybını en aza indirir.
§  Uzun zaman dilimi içinde aynı ısınma kalitesi elde edilebilir.
§  Yanma verimi yüksektir.
§  Ön yakıt hazırlama masrafı yoktur.
§  LPG tüpleri gibi patlama tehlikesi ve basınçlı parça tesiri yoktur.



DOĞALGAZ BORU HATTI



İSTANBUL'DA DOĞALGAZ

1984 yılında SSCB ile imzalanan doğalgaz sevkiyatı anlaşmasını müteakip 84/8806 sayılı Bakanlar Kurulu tarafından satın alınan gazın sanayi ve şehir şebekelerinde kullanımı öngörülmüştü. Bu karara istinaden yukarıda açıklandığı şekilde seçilen şehirlerden biri olan İstanbul'da ülkemizde yeni olması sebebiyle Mayıs 1987 yılında verilen firma tekliflerin incelenmesi neticesinde İstanbul doğalgaz sisteminin malzeme ve işçiliği Fransız SAE firması ile Alarko konsorsiyumuna ihale edilmiştir. Yatırıma 1989 yılında başlanmış, yatırımın birinci bölümü Mayıs 1993'de bitirilmiştir. Abonelere ilk doğalgaz ise 1992 Ocak'ında verilmiştir. Daha sonra çalışmalar İGDAŞ bünyesinde yürütülmeye başlanmıştır.
İstanbul Kaynak Geliştirme ve iştirakler Dairesi'ne bağlı olarak ; İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve bazı iştiraklerin katılımı ile, 25 Aralık 1986 yılında doğalgaz projesiyle ilgili daha ciddi çalışmalar yapılması ve yatırımlara başlanması amacıyla İstanbul Gaz Dağıtım Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi (İGDAŞ) kurulmuştur.
İGDAŞ işletmekte olduğu İstanbul Gaz Şebekesini iyi kontrol etmek ve İstanbul halkına doyurucu bir hizmet verebilmek için işletim açısından İstanbul’u üç bölgeye ayırmıştır. Bunlar; İstanbul, Beyoğlu ve Anadolu Bölgesi'dir. İstanbul Bölgesi Haliç Hattı'nın güneyinden başlayıp Esenyurt'a kadar, Beyoğlu Bölgesi Haliç Hattının kuzeyinden başlayıp Sarıyer'e kadar, Anadolu Bölgesi ise Dolayoba'dan başlayıp Beykoz'a kadar uzanmaktadır. Şirketin Genel Merkezi ise Eyüp - Alibeyköy'dedir.
1987 yılında SAE-Alarko Konsorsiyumu'na ihale edilen doğalgaz şebekesi yatırımlarına başlanmıştır. Ancak sonrasında yatırımların çok uzaması ve halkın doğalgaz konusunda yeterli düzeyde bilinçlendirilmemesi neticesinde 90'lı yıllara gelindiğinde 80'li yıllarda geliyorum sinyalleri veren hava kirliliği tüm çirkinliğini İstanbullulara göstermeye başlamıştır. Dünya standartlarına göre bir metreküp havada bulunması gereken maksimum 150 mikrogram/m3 kükürt dioksit oranı İstanbul’da 1993 kışında bir ara 2330 mikrogram/m3'e kadar yükselmiştir. Yaz ve kış aylarında İstanbul havasının kirlilik miktarları karşılaştırıldığında, hava kirliliğinin asıl olarak, doğalgaz kullanımı o yıllarda yaygın olmadığı için diğer fosil yakıtlardan kaynaklandığı görülmüştür. Ayrıca bu yakıtların gerek şehre sokulması gerekse artan külün şehir dışına taşınması sırasında binlerce kamyonun hava kirliliği ve trafik sıkışıklığına sebep olduğu gerçeği ve daha bir çok neden İGDAŞ'ın yatırım atağına kalkmasını zorunlu hale getirmiştir.
27 Mart 1994 seçimlerinin ardından işbaşına geçen yeni yönetim İGDAŞ'ı hantal, statik durumdan kurtararak dinamik bir hale getirmiştir. Yeni yönetim için ilk hedef yatırımlara hız vermek ve halkın doğalgaz kullanımı konusunda bilinçlendirilmesi olmuştur. Daha önceleri sadece Genel Müdürlükçe yürütülen abonelik proje kontrol işleri ve müşteri hizmetleri Bölge Müdürlüklerine dağıtılarak vatandaşların İGDAŞ'a daha kolay ulaşmaları sağlanmıştır. Daha önce 20-25 gün süren proje onayları en sıkışık dönemlerde dahi en geç bir hafta içinde onaylanır hale gelmiştir.
Güzel şehrimiz İstanbul'un üzerine çöken kirli havayı temizleyebilmek, solunum yolları tıkanan şehrimizi sağlığına kavuşturabilmek için Nisan 1994'ten itibaren yoğun bir tanıtım ve teşvik kampanyasıyla doğalgaz kullanımı yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. Ve Nisan başında 180 bin olan abone sayısı 300 bine,120 bin olan kullanıcı 215 bine ulaştırılmıştır. 1995'te yine mevcut hatların daha verimli kullanımı için abone ve kullanıcı sayısını artırmaya yönelik kampanyalara ağırlık verilirken,1996 ve 1997 yıllarında ise yatırımlar ön plana çıkmaya başlamıştır. Sadece bu iki yılda daha önceki 7 yılda yapılan altyapının çelik hatlarda yüzde 67'si, polietilen hatlarda yüzde 35'i ve servis hat kutularında yüzde 56'sı kadar yatırım gerçekleştirilmiştir.
1997 yılında İGDAŞ özellikle hava kirliğinin yoğun olduğu bölgelere yatırım yaparak, gündemden düşen hava kirliliğini iyice ortadan kaldırma çabasına girmiştir. Doğalgazın 1 milyon aboneye, yani yaklaşık İstanbul nüfusunun yarısına ulaşmasıyla, İstanbul'daki yıllık kömür tüketimi 8.5 milyon tondan, 2.3 milyon tona düşmüştür. İGDAŞ'ın son yıllarda, özellikle hava kirliliğinin yoğun olarak yaşandığı bölgelere yatırım yapması, hava kirliliği oranlarının dünya standartlarının üstüne çıkmasını önlemiştir. Sadece son üç yıllık veriler bile doğalgazın hava kirliliğini önlemede ne kadar etkili olduğunu göstermeye yeterlidir.1994-1995 kışında İstanbul’da ortalama kükürt dioksit oranı 250 mikrogram/metreküp iken, bu oran 1995-1996 kışında 115 mikrogram/metreküpe, 1996-1997 kışında ise 80 mikrogram/metreküpün altına düşmüştür. 1996-1997 kışında kükürt dioksit oranı hiç bir zaman Dünya Sağlık Teşkilatı(WHU)'nın belirlemiş olduğu 150 mikrogram/metreküpün üzerine çıkmamıştır.





7 Mayıs 2012 Pazartesi

MİKRO ALAŞIMLI ÇELİKLER




Son kırk yılın üretilen miktar açısından en önemli gelişimini gösteren mikroalaşımlı çelikler, öncelikle yapı çeliklerinin dayanım kapasitelerinin yetersizliği nedeniyle geliştirilmiştir. Mikroalaşımlı çeliklerin, yüksek akma mukavemetlerinden dolayı ağırlıkları büyük ölçüde azaltılmıştır. Mikroalaşımlama terimi, çok düşük oranlarda Nb, V, ve Ti ilavesi anlamına gelir. Bu elementlerin ilave edilmesiyle, kısmen tane küçültme sertleşmesi ve karbürler, nitrürler veya karbonitrürler gibi partiküllerin oluşması sonucu çökeltme sertleşmesi meydana gelir. Genelde mikroalaşımlama, çok düşük karbon içeren çeliklerden hemen hemen ötektoid kompozisyonlu çeliklere kadar yapılır.

Mikroalaşimli çelikler ayni anda degişik sertleştirme mekanizmalarinin ve uygun termomekanik işlemlerin uygulanmasi ile yüksek dayanim, yüksek tokluk, düşük sicaklikta gevrek kirilma emniyeti, mükemmel kaynaklanabilirlik ve korozyona dayanim gibi degişik, çok iyi özelliklere sahip bir malzeme grubudur. Yassi ve dövme mamuller şeklinde üretilirler. Uygulama yogun olarak yassi mamullerde (gaz ve petrol boru hatlari, off-shore konstrüksiyonlar ) gerçekleşir. Son yillarda otomotiv endüstrisine yönelik dövme mamullerin üretiminde de bir gelişme vardir. Bugün, bu çelikler, kontrollü haddelenmiş plakalar, levhalar, profiller, dövme ürünleri olan çubuk ve barlarda kullanilmaktadir.

Modern yapı çelikleri diye de anılan çelikler genellikle yalın karbonlu çeliklere oranla daha yüksek dayanımlı çeliklerdir. Bunlar göreceli yüksek dayanımlarından ötürü "Yüksek Dayanımlı Düşük Alaşımlı " ya da YDDA çelikleri olarak bilinirler .

Bu tür yapı çelikleri İngilizce kaynaklarda HSLA çelikleri (High Strengths Low Alloy Steels ) ya da Fine Grained Structual Steels olarak, Almanca kaynaklarda ise Feinkornbaustaehle olarak belirtilmektedir .

YDDA çeliklerinde alaşim elementi toplami genellikle %2 degerini aşmaz. Çogunda ise, mangan katilimlari dişinda, bu deger %0.1-0.2 arasindadir.

Geçmişte kullanilan çeliklerin yüksek karbon miktarli olmalari, kaynakla birleştirilmelerinde sorun dogmasina yol açmiştir. Bundan dolayi mikro düzeyde alaşimlama yapilarak ve kontrollü haddeleme işlemiyle, kaynak edilebilme kabiliyetli, yüksek dayanimli çelikler geliştirilmiştir.

Çelikten yapılan basınçlı kap, küresel tank, eşanjör, köprü, nükleer enerji tesislerinde inbisat deposu gibi büyük konstrüksiyonlarda ince taneli çelikler, her geçen gün artan oranda kullanılmaktadır. Yüksek dayanımlı ince taneli çelikler, genellikle düşük karbonlu mikroalaşımlı çelik olarak üretilirler, normal tavlı ya da ıslah edilmiş halde kullanılırlar ve bunların en düşük akma sınırı 255 ile 500 MPa arasındadır.

Mikroalaşimli çelikler genelde -100°C ’den 300°C ’ye kadar geniş bir sicaklik araliginda kullanilirlar. Yüksek kirilma emniyetinin ve kötü şartlar altinda bile güvenilir kaynaklanmanin arzulandigi yerlerde klasik yapi çeliklerinden çok üstün olmalari tercih nedenidir.


4 Mayıs 2012 Cuma

Enflasyon ve Maliye Politikası


Enflasyon ve Maliye Politikası




Enflasyon, bir ekonomide, belli bir dönemde fiyatlar genel düzeyinin sürekli yükselmesidir. Enflasyon cari fiyat düzeyinde toplam talebin toplam arzdan fazla olmasından kaynaklanmaktadır.

Bir ekonomide enflasyon kısa dönemde kaynak ve gelir dağılımını bozduğu, uzun dönemde ise büyümeyi engellediği için mücadele edilmesi gereken önemli bir istikrarsızlık kaynağıdır.



Enflasyonla Mücadelede Maliye Politikası




I-Enflasyonla mücadelede kamu harcamaları politikası



Enflasyonla mücadelede kısa dönemde alınacak maliye politikası önlemlerinden birisi, ekonomide arza göre fazla olan talep fazlasını çekebilmek amacıyla, gelirleri eski düzeyinde bırakarak harcamaları azaltmak olacaktır. Çünkü kamu harcamalarının kendisi talep niteliğinde olan talep yaratan işlemlerdir.



8  Mal ve hizmet alımına yönelen kamu harcamaları

4  Yatırım harcamaları

4  Cari harcamalar

8  Kamu transfer harcamaları



a-Yatırım harcamalarında: Kısa dönemde, kamu yatırım harcamalarında yapılacak kısıntı, toplam talebi daraltacağından antienflasyonist etki yaratır. Kısa dönemde enflasyonla mücadele için yatırım harcamalarında yapılacak bir kısıntı uzun dönemde ekonominin kapasitesini daraltıcı bir etki yaratacaktır. Yatırım harcamalarının etkileri uzun dönemde görüleceği için yatırım harcamalarındaki kısmalar dirençle karşılaşmaz.



b-Cari harcamalarda: Personel harcamalarında yapılacak kısmalar dirençle karşılanırken; eğitim, sağlık gibi beşeri sermaye harcamaları cari harcamalarda yapılacak bir kısıntı sonucu hem kalite hem de miktar açısından etkilenir ve bu durum uzun dönemde ekonominin gelişimi üzerinde çeşitli sorunlar yaratır.

Cari harcamalar bir ekonomide üretim kapasitesinin işlerlik kazanması için yapılan harcamalardır. Buna göre, mevcut kapasite ile bu harcamalar arasında optimum bir bileşim gerçekleşmişse yani mevcut kapasite cari harcamaların düzeyi ve bileşimi ile uyumlu ise, cari harcamalarda bir kısıntıya gidilmesi bu üretim kapasitesinden tam olarak yararlanılamaması sonucunu doğuracaktır.



c-Kamu transfer harcamalarında: Mesela sosyal yardımlarda bir kısıntıya başvurmak arzulanmayacak, mali ve ekonomik transfer harcamalarının azaltılması ise, baskı grupları aracılığıyla politik dirençle karşılaşacaktır.



Enflasyonla mücadelede kamu gelirleri politikası




Enflasyonist bir ekonomide, toplam arza göre fazla olan toplam talebi azaltabilmenin bir diğer yolu da, kamu harcamalarını aynı düzeyde bırakarak kamu gelirlerini artırmaktır.





II-Vergi gelirleri politikasıyla enflasyonla mücadele:



Enflasyonun hüküm sürdüğü bir ekonomide, vergileri artırmak diğer bir deyişle vergi yükünü yükseltmek, kısa dönemde, vergi yükümlülerini likiditeden mahrum etmek, bütçe fazlasını meydana getirmek ve ekonomideki satın alma gücü fazlasını emmek bakımından gerekli olmaktadır.

Vergiler kişilerin kullanılabilir gelirlerinde, bu yolla özel tüketim ve yatırım harcamalarında bir azalmaya neden olarak ekonomi üzerinde daraltıcı etkiye sahiptirler. Bu nedenle kısa dönemde enflasyonla mücadelede, maliye politikalarından birisi de yeni vergiler koyarak ya da mevcut vergi oranlarını yükselterek vergi gelirlerini artırmak olacaktır.

Vergilerin artırılmasının toplam talep üzerinde olduğu kadar toplam arz üzerinde de etkisi olduğu bilinmektedir. Bu nedenle enflasyonla mücadele programında, farklı vergilerin ekonomi üzerinde farklı etkilerinin gözönünde bulundurulması ve amaca en uygun bileşimin seçilmesi gerekmektedir.



a-Gelir vergileri: Enflasyonist bir ekonomide gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesi olduğu kadar, toplam talebi kısmak açısından da güvenilir bir vergidir. Artan oranlı yapısı nedeniyle çok önemlidir. Ancak yüksek gelir gruplarına ilişkin marjinal vergi oranlarında gerçekleştirilecek şiddetli artışlar tasarruf gücü yüksek bu kişilerin tasarrufta bulunma ve yatırım yapma isteklerini kısabilir. Buna karşılık düşük gelir gruplarındaki artışlar, bu gruba dahil kişilerin tüketim eğilimleri yüksek olduğu için ekonominin toplam talep düzeyi üzerinde kısıtlayıcı etkisi daha fazla olacaktır.

Bir ekonomide enflasyonla mücadele için, gelir vergilerinde değişiklik yapılması politikasının tüketim harcamaları üzerindeki azaltıcı etkisi harcamalar üzerinden alınan vergilere göre daha azdır. Çünkü gelir vergisinin bir kısmı tasarruflardan ödenmektedir.



b-Gider vergileri: Gelir vergilerine göre toplam talebi kısmada daha etkili olan gider vergilerinin tümü tüketicilerin harcamalarını kısmaktadır. Gider vergilerinin varlığının ve yükünün. kişiler tarafından daha az hissedilir olması nedeniyle gelir vergilerinde olduğu kadar kesin ve çabuk baskı gruplarının dirençleri ile karşılaşılmadan değiştirilmeleri mümkündür.

Düşük gelir grupları üzerinde daha ağır bir yük meydana getirmesi ve özellikle enflasyonist ekonomide, bu vergilerin başlangıçta vergilenir mallar üzerinde meydana getirdiği fiyatları yükseltici etkisinin; ücret-fiyat etkilenimini hızlandıracağı konusu olumsuz yönlerindendir.



(Olumsuz yönleri          düşük gelir grupları üzerinde daha ağır bir yük oluşturması

vergilenir mallarda fiyatları artırıcı etkisi ve ücret-fiyat etkilenimini hızlandırması)



c-Servet vergileri: Enflasyonla mücadele amacıyla kullanılma olasılığı gelir ve gider vergilerine göre çok azdır. Çünkü servet vergileri ekonomik dalgalanmalar yönünden hiç de duyarlı olmayan vergilerdir.

Vergi politikası yoluyla, uzun dönemde toplam arzı toplam talep düzeyine çıkarmak için, vergi sisteminin yapısına hızlandırılmış amortisman, vergi ayrıcalık ve bağışıklıkları vb teşvik kurumları sokulacak yani teşvik edici vergi politikası uygulanacaktır. (Belirli ekonomik faaliyetleri özendirilmek suretiyle ekonominin üretim kapasitesinin artırılması)



III-Borçlanma yönetimi politikasıyla enflasyonla mücadele



Borçlanmanın kısa dönemde toplam talep düzeyini etkileme derecesi borçlanmanın kaynağına göre farklılık göstermektedir. Ancak borçlanmanın toplam talebi azaltıcı bu yolla ekonomiyi daraltıcı etkisi vergilere göre daha azdır.



a-Borçlanma kişilerden ve firmalardan yapılırsa: Borçlanma kişilerden ve firmalardan yapılırsa, kısa dönemde özel harcamaların azalarak ekonomiyi daraltıcı bir etkinin yaratılacağı, bu daraltıcı etkinin diğer borçlanma kaynaklarıyla karşılaştırıldığında en çok olacağı açıktır. Çünkü kişiler ve firmalar devlet tahvili alımlarını ya tasarruflarını ya da tüketimlerini kısarak karşılayacak, her iki durumda da özel kesimin toplam talebi azalmış olacaktır. Eğer kişiler tüketimlerini kısarak tahvil alıyorlarsa özel tüketim harcamaları azalacak, tasarrufları kısarak tahvil alıyorlarsa bu tasarrufların yöneleceği özel yatırım harcamaları azalacaktır.



b-Borçlanmanın ticari bankalardan yapılması durumunda: Ekonomide daraltıcı etki yaratılıp yaratılamayacağı, bankaların borç verecekleri parayı nereden karşılayacaklarına bağlıdır.

Eğer ticari bankalar, devlete borç verdikleri parayı, kredi talebinin yeterince yüksek olmadığı bir durumda, kullanılmayarak atıl olarak portföylerinde tuttukları miktarlardan karşılıyorlarsa, kısa dönemde, ekonomide daraltıcı etki, özel kesimin talebinde bir azalma meydana gelmeyeceği için gerçekleşmeyecektir. Bankaların atıl tuttukları fonları devlete borç vermeleri durumunda, devletçe elde edilen fonların harcanması ekonomi üzerinde genişletici etki yaratacaktır.

Ancak bankalar, özel kredi talebinin yüksek olduğu, bu nedenle kullanılmayarak atıl tutulan miktarların olmadığı bir durumda, bu fonları devlet tahvili alımında kullanırlarsa, özel kesimin kredi talebi kısılacağından, ekonomi üzerinde daraltıcı bir etki meydana gelecektir.



c-Merkez Bankasından borçlanılması: Merkez Bankasının devlet tahvili satın alması, para basımı yoluyla gerçekleştirildiğinden ekonomi üzerinde hiçbir daraltıcı etki meydana gelmeyecek, hatta bu fonların harcanması durumunda genişletici etki yaratılmış olacaktır. Çünkü, ilk olarak ekonomide para arzı borçlanılan miktar kadar artmakta, ayrıca buna ek olarak, banka sisteminin nakit dengesinin artması ve böylece bankaların özel sektöre daha fazla borç verme imkanının yaratılması sonucu kaydi para miktarı da yükselmektedir.

Bir ekonomide borç miktarındaki değişikliklerin, kısa dönemde toplam talep düzeyini etkileme derecesi borçlanmanın kaynağına göre farklılık göstermektedir. Ancak borçlanma, bu açıdan diğer bir kamu geliri olan vergiler ile karşılaştırıldığında, borçlanmanın genel olarak, toplam talebi azaltıcı ve bu yolla ekonomiyi daraltıcı etkisinin daha az olduğu görülmektedir. Yani, vergi, aynı miktardaki borçlanmaya oranla, bir ekonomideki toplam harcama miktarını daha fazla azaltacak ve daha fazla antienflasyonist etki yaratacaktır.

Ayrıca, bir ekonomide, borçlanma sonucu ortaya çıkacak talep azalması etkisinin, tüketim harcamalarından çok yatırım harcamalarında görüleceği açıktır.


2 Mayıs 2012 Çarşamba

ARK FIRINLARI VE KULLANIM YERLERİ


ARK FIRINLARI VE KULLANIM YERLERİ



         Ark fırınları demir,çelik gibi metallerin eritme işlemlerinde metalleri cevherlerinden ayırmada kullanılır. Fırınların kapasitesi 150 kg ile 200 ton arasındadır. Ark elektrodu düzeni bakımından üçe ayrılır



         Direkt ark ergitme fırınında ark, elektrotla ergitilecek malzeme arasında meydana gelir. Örtülü ark ergitme fırınında ise elektrot uçları ergitilecek metal içerisine gömülüdür. Bu tipe örtülü ark ergitme yada kapalı ark ergitme fırını denmektedir. İki elektrot arasında bulunan malzeme elektrik iletici durumundadır. Isı enerjisi, ark ve malzemenin direnci tarafından meydana gelir.



         Ark fırınları tek fazlı yada üç fazlı olarak yapılabilir. Küçük fırınlarda daha çok tek fazlı, büyük fırınlarda ise üç fazlı akım kullanılır. Ark her elektrotla metal arasında meydana gelir. Potadaki metal, adeta üç fazı yıldız şeklinde bağlar. Metalin kendisi de bu bağlantının nötr noktasını oluşturur.



         Fırının iç kısmı ateş tuğlası ile örülmüştür. Ergimiş metale temas eden kısımlar toz refrakter malzemenin su ile karıştırılarak elde edilen hamurun, gerekli form sağlandıktan sonra pişirilmesi ile astar şeklinde sıvanır. Aşınma sadece refrakter astarda olur, belirli sayıda eritme işleminden sonra yenilenir.




         Bu tip fırınlarda grafit veya karbon elektrotlar kullanılır. Fırınların kapasitesine göre elektrotların çapı 5 cm ile 100 cm arasında değişir. Grafit elektrotlarda akım yoğunluğu, karbon elektrotlara göre üç kat daha fazladır.




                                         Şekil 6.10 : Üç fazlı ark fırını

         Ark fırınlarında güç, gerilimin karesi ile doğru orantılı olarak değişir. Metal eridikçe fırına verilecek gücün, dolayısıyla gerilimin düşürülmesi gerekir. Bunun için primeri ayarlanabilen bir transformatör kullanılır. Genellikle bu transformatörün primeri yıldız, sekonderi üçgen bağlanır.



         Şekil 6.11’ de elektrotların yükseklik ve ark mesafesi ayarı görülmektedir. Fırının ilk çalıştırılmasında arkın meydana gelmesi için elektrotla fırın içindeki metalin birbirine değmesi gerekir. Bu anda şebekeden çok fazla akım çekilir. Sonraları metal erimeye başladığında, elektrotla metal arasındaki mesafenin değişmesi veya elektrotların ayarlanması gerekir. Elektrotların ayarı küçük ocaklarda elle, orta ve büyük kapasiteli fırınlarda otomatik kumanda ile yapılır. Otomatik kumanda elektro-mekanik sistemle de yapılabilir. Büyük fırınlarda genellikle, su yada hidrolik yağ basıncı ile çalışan elektro-hidrolik yada pnomatik sistem kullanılmaktadır. Elektrot bağlantı başları, fırındaki ısının dışarı çıkmasını önleyecek şekilde sızdırmazlık sağlanarak yapılır.


            Ark fırınlarına elektrik enerjisi bir ara transformatörden geçtikten sonra ara bara üzerinden dağıtım yapılarak, fırın şalterine ulaşır.  Elektrik enerjisi fırın transformatörü, kademe şalteri, şok bobinleri, sekonder çıkış baraları üzerinden suyla soğutulan esnek ( flexibil ) kablolar ile yine suyla soğutulan bakır borulardan elektrotlara taşınır.

         Arkla ergitme fırınlarında metal eridikçe fırının güç katsayısı düşer. Bu sebepten fırının çalışma zamanı ilerledikçe, kompanzatör sisteminden devreye kondansatör eklemek gereklidir.





Tablo 6.3 : Ark fırını kapasitesine bağlı olarak, kullanılabilecek transformatör güçleri ve gerilim sınır değerleri

Şekil 6.12’de 200 ton eritme kapasiteli elektrik ark fırınının perspektif görünüşü ve önemli parçalarının tanıtımı görülmektedir. Fırın küresel taban üzerine silindirik şekilde yükselen çelik gövdeye sahiptir. Reaksiyon bölgesi ateşe dayanıklı  refrakter tuğlalarla örülmüş ve çevresi, bir çatı bileziği ile çevrilmiş kaldırılabilir bir tavanla kaplanmıştır. Bu fırında eritilmiş metalin karıştırılması için statoru fırın tabanının altındaki kızak ortasına yerleştirilmiş bir elektromanyetik karıştırıcı mevcuttur.



Bir elektrik ark fırını yapılırken göz önüne alınması gereken önemli faktörler şunlardır:



☻ Eritilmesi istenen çeliğin ağırlığı

☻ Yatırım maliyeti

☻ Elektriksel gücün temin edilebilmesi

☻ Fırının gövde çapı 

☻ Diğer çelik üretim ekipmanlarıyla koordinasyon





         Şekil 6.12’de bulunan numaraların anlamları :



1)     Elektrot

2)     Elektrot tutucu

3)     Platform

4)     Tavan

5)     Tavan çerçevesi

6)     Fırın gövdesi

7)     Yedek kapı

8)     Çalışma alanı

9)     Fırın döndürme mekanizması

                 10)   Eğilme mekanizması

                 11)   Destek

                 12)   Dairesel destek

                 13)   Tavan ve platform asma taşıyıcısı

                 14)   Çıkış ağzı

                 15)   Enerji kabloları

                 16)   Karşı ağırlık şaftı

                 17)   Elektrotların ve elektrot tutucuların hareket mekanizması

                 18)   L şeklinde destek

                 19)   Kontak desteği

                 20)   Elektrot tutucu kolu

                 21)   Su soğutmalı akım taşıyıcı üniteler